30 Ocak 2026 Cuma

Kozmik Yüzleşme: Kur’an Eskatolojisinde "Arz", "Seyir" ve Nihai Karşılık Tasvirleri

 Kozmik Yüzleşme: Kur’an Eskatolojisinde "Arz", "Seyir" ve Nihai Karşılık Tasvirleri

Giriş: İlahi Mahkemenin Fenomenolojik Eşiği

Kur’an eskatolojisinde ilahi karşılık, yalnızca fiziksel bir cezalandırma süreci değil; bu safhadan önce vuku bulan ve öznenin varoluşunu sarsan bir “akıbetle yüzleşme” evresidir. Mü’min Suresi 46. ayet, bu süreci “Arz” (عرض) kavramı üzerinden kurgulayarak, ilahi adaletin sanığı nihai hükümden önce kaçınılmaz akıbetiyle nasıl karşı karşıya getirdiğini semantik bir titizlikle resmeder.

1. Arz: Bir Teşhir ve Dehşet Seansı

Bu bilinçsel ve varoluşsal yüzleşmenin en yoğun anlatıldığı ayetlerden biri Mü’min suresi 46. ayettir. Ayet, ilahi karşılığın iki aşamasını birbirinden ayırır: arz (عرض) ve idhal (إدخال).

“Ateş; sabah akşam ona arz edilirler. Saat vuku bulduğu gün ise: ‘Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun’ denir.” (Mü’min 40:46)

Kur’an'da "Saat" kavramının kullanımı, bu sürecin kronolojik bir takvimden ziyade “hukuki bir ikame anı” olduğunu doğrular:

“Saat vuku bulduğu gün suçlular umutlarını keserler (yublisu).” (30:12)

“Saat vuku bulduğu o gün (müminler ve kafirler) birbirinden ayrılırlar.” (30:14)

“Saat vuku bulduğu gün suçlular, dünyada sadece bir saat (sâaten) kaldıklarına yemin ederler.” (30:55)

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; Saat vuku bulduğu o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaktır.” (45:27)

İncîl'deki (Matta 9:22) “Ve kadın o anda (ܫܳܥܬ݂ܳܐ - Şa’ta) iyileşti” ifadesinde olduğu gibi, "Saat" kavramı sadece bir "zaman dilimi" değil, “bir olayın vuku bulduğu kritik an ve hükmün icrası” anlamına gelir. Mü’min 46’da bu ifade, iki farklı evreyi dilsel olarak birbirinden ayırır:

Evre: “Sabah akşam arz edilme” durumu (Hüküm öncesi teşhir).

Evre: Saat’in kalkmasıyla/ikamesiyle başlayan yeni durum (İnfaz/İdhâl).

2. Varlıksal Teşhir ve Bilinçsel Uyanış

Mü’min 46’daki "yu‘radûne" (arz olunurlar) ifadesi, Kur’an’ın diğer "karşı karşıya getirilme" sahneleriyle bütünleşik bir okumaya tabi tutulduğunda gerçek mahiyetini kazanır. Bu uyanış, Sur’a ikinci üflenişin bir sonucudur:

“Sonra ona bir kez daha üfürülür; bir de bakarsın onlar ayağa kalkmış bakınıyorlar. (Zümer 39:68).

Bu "arz" süreci şu boyutlarla derinleşir:

Varlıksal Teşhir: "Rabbinin huzuruna saf saf arz edilmişlerdir." (Kehf, 18:48). "O gün arz olunursunuz; sizden hiçbir gizli şey kalmaz." (Hâkka, 69:18).

Durdurulma ve Karşılaşma: "Ateşin karşısında durdurulduklarında (vuqıfû alê’n-nâr) bir görsen…" (En‘âm, 6:27). Burada özneler ateşin içine atılmaz; ateşin karşısında, eylemlerinin somutlaşmış bir projeksiyonu olarak tutulurlar.

Gizlinin Açığa Çıkması: "Cehennem azgınlara açıkça gösterilir (burrizat)." (Şuarâ, 26:91). Buradaki burrizat fiili, ontolojik bir perdenin kaldırılmasını, hakikatin örtüsüz şekilde bilinç önüne serilmesini ifade eder. (Şuarâ 26:91’ın paraleli; ayrıca bkz. 26:90, Kaf 50:31-32 zıddı cennet için). 

Bu ayetler ışığında Arz, mekânsal bir yer değiştirme değil; Sur’un üflenişiyle uyanan bilincin, diriliş meydanında kendi hakikatiyle kaçamayacağı bir biçimde yüzleşmesidir. Bu, infaz öncesi bir "mahkeme salonuna kabul" evresidir; saklanacak hiçbir yerin kalmadığı mutlak bir şeffaflık anıdır.

3. Seyretme: Uzak Bir Yerden Gelen Bilişsel Şok

Kur’an, bu "arz" sürecinin fiziksel bir temastan ziyade, görsel ve işitsel bir kuşatma olduğunu şu sarsıcı sahneyle detaylandırır:

“Ateş onları uzak bir yerden gördüğünde, onun öfkesini ve uğultusunu işitirler.” (Furkân, 25:12).

Burada ateş henüz dokunmaz; fakat bilince çarpar. Uzaklığa rağmen hissedilen öfke ve uğultu, yaklaşan sonun psikolojik ağırlığını temsil eder. Bu, henüz hüküm kesinleşmeden önce yaşanan bir bekleyiş gerilimidir. Kur’an bu psikolojik yıkımı fiziksel tepkiler üzerinden betimler:

Sabitlenmiş Bakışlar: "Gözlerin dehşetten donakalacağı (şâhısatu’l-ebsâr) bir güne ertelenmektedirler." (İbrahim, 14:42).

Varoluşsal Boşluk: "Bakışları kendilerine bile dönmez ve gönülleri bomboştur (ef’idetuhum hevâ’)." (İbrahim, 14:43).

Bu donakalmış bakışlar, arz edilen ateşin yarattığı dehşetin dışavurumudur; kişi kendi elleriyle hazırladığı akıbetinden gözünü ayıramaz hale gelir.

 4. Deneyim Değil, Dilsel Sahneleme

Buradaki en kritik epistemolojik ayrım, bu tasvirlerin bir "deneyim aktarımı" değil, bir "dilsel sahneleme" olmasıdır. Peygamberler, ölüm sonrasını bizzat tecrübe etmiş "metafizik gözlemciler" değildir:

Deneyimsel Sınır: "De ki: Ben Rasûllerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem." (Ahkâf, 46:9).

Gözlemciliğin Kesilmesi: Hz. İsa’nın kıyamet günü vereceği beyan, peygamberlerin bile "ölüm amnezisine" (bilinç kesintisine) tabi olduğunu tesciller: "Sen beni vefat ettirince (teveffeytenî), onların üzerinde tek gözlemci (Rakîb) yalnızca Sen oldun." (Maide, 5:117).

Ontolojik Eşitlik: "Gerçek şu, ben bir beşerim sizin gibi; bana vahyediliyor." (Kehf, 18:110).

Ahiret dili bu nedenle temsilî bir karakterdedir. Peygamber bu sahneleri yaşamış biri olarak değil, “deneyimlenemeyen bilinmeyeni” sarsıcı hakikatini insan zihnine "tercüme eden" bir elçi olarak sunar.

5. Temsilî Dilin Gücü: Sembollerden Hakikate

Kur’an bilinmeyen bir varlık alanını, insanın dünyevi algı kapasitesine uygun imgelerle inşa eder:

"Hiçbir nefis kendisi için saklananı (ahiretin mahiyetini) bilemez." (Secde, 32:17).

"Nimetler onlara benzer şekilde (müteşâbihen) sunulur." (Bakara, 2:25).

Ateş, zincir veya "arz" sahneleri; fiziksel bir mekân tarifi değil, insanın vicdanında karşılık bulacak dilsel ikonlardır. Bu sahneler dilseldir çünkü insanın aşkın olanla bağ kurabileceği tek araç dildir. Arz sahnesindeki uğultu ve donakalmış bakışlar, aslında bir "gezi notu" değil; vicdanın en derin katmanlarını uyandırmayı amaçlayan vahyî birer edebî şaheserdir.

Sonuç: Hükümden Önceki Son Ayna

Mü’min 40:46’nın derin yapısı, ilahi adaleti iki temel safhaya ayırır:

Arz ve Yüzleşme Safhası: Ateş gösterilir, yaklaştırılır ve özneler karşısında durdurulur. Bu evre, sanığın kendi hakikatiyle çarpışmasıdır.

İdhâl (Cezaya Sevk) Safhası: "Saat vukubulduğunda onları azaba sokun (edhılû)!" denilerek gösterim biter ve fiili karşılık başlatılır.

Eğer kişi zaten "kabirde" fiziksel bir azab sürecinde olsaydı, kıyamet günü (Saat'in ikamesiyle) tekrar "girin/sokun" emrinin verilmesi Kur’an’ın kronolojik tutarlılığına aykırı olurdu. Kur’an bu sarsıcı tasvirlerle bizi "korkuyla felç etmek" değil, "bilinçle uyandırmak" ister.

Bu tasvirler özellikle; zalimleşen, kibirde katılaşan ve hakikate karşı bilinçli körleşen kişiler için birer "kendine gel" çağrısıdır. Zira insan, uyandığı o ilk saniyede kendini tam da bu "arz" sahnesinde, kendi elleriyle hazırladığı akıbetini seyrederken bulacaktır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Elest Bezmi: Yeşu’nun Şekem Misakı ve Lethe’ye Karşı Tarihsel Şehadet

Elest Bezmi: Yeşu’nun Şekem Misakı ve Lethe’ye [1] Karşı Tarihsel Şehadet Özet: Bu çalışma, Araf Suresi 171-176. ayetler dizisinin, Tevrat...