Hz. İbrahim Kıssasında “Sekīm”den “Yeşfīn”e: Bedensel Gerçeklik, Retorik Strateji ve Tevhidî Muhakeme
Giriş:
Sorunun Mahiyeti
Kur’an’da
Hz. İbrahim’e nispet edilen iki ifade, tarih boyunca hem klasik hem modern
yorumlarda tartışma konusu olmuştur:
“فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ” — “Ben hastayım.”
(Sâffât 37:89)
“قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَٰذَا” — “Bel feʿalehu…”
(Enbiyâ 21:63)
Klasik tefsirlerde ilk ifade çoğunlukla
tevriye, modern seküler okumada ise stratejik bir yalan olarak
değerlendirilmiştir. Ancak bu iki yaklaşımın ortak noktası, Hz. İbrahim’in beyanlarının
literal gerçeklik taşımadığı varsayımıdır. Bu makale ise farklı bir tez ortaya
koyar:
Hz.
İbrahim’in “Ben hastayım” sözü gerçek bir fiziksel duruma dayanır ve bu durum,
Şuarâ 26:80’deki “Hastalandığımda bana şifa veren O’dur” beyanıyla kopmaz bir
teolojik ve mantıksal bağ içindedir.
Bu
çerçevede söz konusu ifadeler etik bir problem değil; bedensel gerçeklikten
hareket eden, muhatabın zihinsel muhakemesini tetikleyen retorik yönlendirmeler
olarak okunmalıdır.
1.
Teolojik Zemin: Sıdk İlkesi ve İbrahim’in Yöntemi
Kur’an, İbrahim’i “sıddîkan nebiyyên” (Meryem
19:41) olarak tanımlar. “Sıdk” vasfı, bilinçli ve maksatlı bir yalanı
peygamberlik misyonuyla bağdaştırmayı zorlaştırır. Dolayısıyla İbrahim
kıssasındaki problem, ahlâkî değil hermenötiktir: Beyanların hangi bağlamda ve
hangi retorik düzlemde söylendiği doğru anlaşılmalıdır.
İbrahim’in
tebliğ yöntemi incelendiğinde bunun mitik bir meydan okuma değil, gözleme
dayalı rasyonel çözümleme olduğu görülür:
Kozmik
düzlemde: Yıldız, ay ve güneşin batışı (En‘âm 6:76–78) üzerinden değişen
varlığın ilah olamayacağını gösterir.
Fiziksel
düzlemde: Nemrut’a karşı güneşin doğuşu delilini sunar (Bakara 2:258).
Biyolojik
düzlemde: Putların rızık veremeyeceğini vurgular (Ankebût 29:17).
Bu örüntü, Sâffât suresindeki “hastalık”
sahnesinin de aynı rasyonel çizginin devamı olduğunu gösterir.
2. “İnnī Sekīm”: Hastalık Beyanının Gerçekliği
“Ben
hastayım” (37:89)
Kur’an
peygamberleri beşer olarak tanımlar:
“Yemek
yerler, çarşılarda yürürler” (Furkan 25:20). Hastalık, insan olmanın tabiî
sonucudur. Bu nedenle ayetin ilk düzlemde literal okunması metnin antropolojik
tutarlılığıyla uyumludur.
Bu
ifade, Şuarâ suresindeki şu beyanla doğrudan bağlantılıdır:
“Hastalandığımda
bana şifa veren O’dur.” (26:80)
Burada
açık bir sebep–sonuç zinciri vardır:
Sekīm
(hastalık) → Yeşfīn (şifa)
Eğer ilk durum mecaz veya kurgu olsaydı,
ikinci ifade tecrübe temelli bir tanıklık olmaktan çıkar, soyut bir ilkeye
dönüşürdü. Oysa bağlam, İbrahim’in yaşadığı bir süreci teolojik delile
dönüştürdüğünü gösterir.
3.
“Mudbirīn”: Toplumsal Psikolojinin İfşası
“Bunun
üzerine ondan yüz çevirip arkalarını dönerek gittiler.” (37:90)
Bu
tepki, kıssanın en kritik psikolojik göstergesidir. Kavim:
Tartışmaya
girmez
Putlarına
sığınmaz
Dua
etmez
Sadece
uzaklaşır.
Bu
davranış iki gerçeği açığa çıkarır:
Hastalık
korkusu, put inancından daha güçlüdür.
Putlar,
inananlarına emniyet hissi verememektedir.
Böylece
Kur’an, teolojik çöküşü bir polemikle değil, insan refleksi üzerinden gösterir.
Putperestliğin kırılma noktası metafizik tartışma değil, biyolojik korkudur.
4.
Putların Biyolojik Açıdan Çürütülmesi
Tapınak
boşaldıktan sonra İbrahim’in yönelttiği sorular dikkat çekicidir:
“Yemez
misiniz?” (37:91)
“Niçin
konuşmuyorsunuz?” (37:92)
Bunlar
metafizik değil, canlılık testleridir. Şuara Suresinde İbrahim şöyle
der:
“Beni
yediren ve içiren O’dur.” (26:79)
Ardından:
“Hastalandığımda
bana şifa veren O’dur.” (26:80)
İbrahim’in tevhid öğretisi soyut ontoloji
değil, hayatın işleyişi üzerinden yürüyen bir gerçeklik analizidir.
5. Enbiyâ 21:63: “Bel feʿalehu” ve Mantıksal
Yönlendirme
Putların
kırılmasından sonra İbrahim’e sorulur: “Bunu sen mi yaptın?” O ise şöyle cevap
verir:
“Bel
feʿalehu, kebīruhum hāzā…”
Buradaki “bel” edatı yalnızca “aksine”
anlamına indirgenmek zorunda değildir. Arap retoriğinde bazen önceki varsayımı
reddetmekten ziyade dikkati yeni bir muhakeme noktasına taşıyan geçiş işlevi
görür.
Cümle
şu şekilde anlaşılabilir:
“Bel
feʿalehu” → “Bu işi bir yapan var.”
(Fail
müstetirdir.)
“Kebīruhum
hāzā” → “İşte onların büyüğü burada.”
Bu
yapı doğrudan suç isnadı değil, mantıksal bir yüzleştirmedir. İbrahim’in
kurduğu düşünce zinciri şudur:
Her
fiilin faili vardır
Fail
ya canlıdır ya cansız
Cansız
varlık fiil işleyemez
Kavmin
cevabı bu tuzağı açığa çıkarır:
“Bunların
konuşamayacağını sen de biliyorsun.” (21:65)
Böylece putperestler kendi kabullerini kendi
sözleriyle çürütürler. İbrahim hüküm dayatmaz; muhatabın aklını kendi
öncülleriyle sonuç üretmeye zorlar.
6.
Sekīm’den Yeşfīn’e: Bedensel Tecrübenin Teolojik Delile Dönüşmesi
Kıssa
şu dramatik ve mantıksal sırayla ilerler:
Hastalık
(Sekīm) — İbrahim’in insani durumu
Kaçış
(Mudbirīn) — Toplumun korku refleksi
Putların
aczi — Yiyememe, konuşamama
Mantıksal
yüzleşme — “Bel faʿalahu”
Şifa
(Yeşfīn) — İlahi kudretin kişisel tecrübe üzerinden ilanı
Bu
yapı, İbrahim’in bedenini teolojik bir argümana dönüştürür. Putlar:
Koruyamaz
Besleyemez
İyileştiremez
Ama
Allah:
Rızık
verir
Şifa
verir
Hayat
verir
Dolayısıyla tevhid öğretisi burada mucize
gösterisiyle değil, bedensel tecrübenin tanıklığıyla temellendirilir.
Sonuç
Hz. İbrahim kıssası, kelime oyunları üzerine
kurulu bir anlatı değil; yaşamın en temel gerçekleri üzerinden yürütülen bir
tevhid pedagojisidir.
“Ben
hastayım” sözü:
Bir
mazeret değil
Bir
yalan değil
Bir
zayıflık değil
Teolojik
bir sürecin başlangıç noktasıdır.
Çünkü
o cümleyle:
İnsan
korkusu harekete geçirilmiş
Putların
koruyuculuk iddiası fiilen çökertilmiştir
Ve
süreç şu tanıklıkla tamamlanmıştır:
“Hastalandığımda
bana şifa veren O’dur.”
Böylece İbrahim’in bedeni, tevhidin soyut bir
fikir değil, yaşanan bir hakikat olduğunun canlı deliline dönüşmüştür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder