Elest Bezmi: Yeşu’nun Şekem Misakı ve Lethe’ye[1] Karşı Tarihsel Şehadet
Özet: Bu çalışma,
Araf Suresi 171-176. ayetler dizisinin, Tevrat’ın Yeşu 24. bölümünde[2]
yer alan tarihsel protokollerle dilbilimsel ve kronolojik olarak birebir
örtüştüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Geleneksel "Ruhlar Alemi"[3]
yorumunun aksine metin;[4]
"Dağın kaldırılması" (Hukuki baskı), "Misak" (Temsili
sözleşme) ve "Bel’am" (İhanet) süreciyle somut bir tarihsel akışı
takip eder.
Bölüm: Dağ (Sina ve
Ebal)
Hukuki Bağlayıcılığın
Tesisi
Akış, topluluğun bir "dağ" silsilesi altında
hukuki bir ciddiyete tabi tutulmasıyla başlar.
Kur’an (Araf
171): “Ve iz netaknâ’l-cebele fevkahum ke-ennehu zulletun...” (Hani dağı
üzerlerine bir gölgelik gibi kaldırmıştık da onu üzerlerine düşecek sanmışlardı.)
Tevrat (Yeşu
8:33 / 24:1): Yeşu, halkı Ebal ve Gerizim dağları arasında toplar. Dağın
gölgesinde okunan "Lanet ve Bereket" (Tesniye 27-28), sözleşmenin
ciddiyetini ve "üzerlerine düşecek" olan yaptırımları simgeler.
II. Bölüm: Misak
(Şekem)
Temsili ve Genetik
Şehadet
"Bezm-i
Elest" olarak bilinen Araf 172, Yeşu'nun Şekem'de (Nablus) yaptığı
meclisin tam bir izdüşümüdür.
1. Zürriyet ve
Zuhur (Sırtlar/Destekler)
Kur'an'da
geçen "Min Zuhûrihim" (مِنْ ظُهُورِهِمْ) ifadesi, 94:3 ve 66:4 gibi
ayetlerdeki "Zahîr" (ظَهٖيرٌ) yani "yardım, destek,
arkadan gelen güç" köküyle irtibatlıdır. Bu, biyolojik bir
"sırt"tan ziyade, "arkadan gelen nesillerin" (zürriyet)
temsiliyetini vurgular.[5]
Yeşu 24:1'deki oymakların (أَسْبَاطِ) temsilini açıklar.
Dilbilimsel
İşaret: Zuhur (ظهور), arkadan
gelen güç ve destek (Zahir) demektir. Yeşu, İsrail'in boy başlarını
topladığında, aslında o toplumun "sırtında" taşıdığı tüm gelecek
nesilleri (zürriyet) hukuken bağlamıştır.
Tevrat (Yeşu
24:1): Yeşu, oymakların (أَسْبَاطِ) başlarını ve hakimlerini toplar. Bu "boy başları",
tüm halkın ve gelecek nesillerin (zürriyet) yasal temsilcileridir.
Yasanın
Tekrarı 29:14-15: "Bu antlaşmayı sadece bugün burada bizimle duranlarla
değil, yanımızda olmayanlarla (gelecek nesillerle) da yapıyorum."
Kur’an ve
Tevrat, sözleşmenin temelini "Babalar" üzerinden kurar.[6]
Amaç, toplumsal bir sözleşme ile bireyi "ataların hatası"
mazeretinden kurtarmaktır.
Tevrat (Yeşu
24:2): "Atalarınız (אֲבוֹתֵיכֶם - Avotechem) eski çağlarda...
başka ilahlara kulluk ederlerdi."
Kur’an (Araf
173): "Daha önce ancak babalarımız (آبَاؤُنَا - Âbâunâ) şirk koşmuştu, biz ise
onlardan sonra gelen bir zürriyetiz (ذُرِّيَّةً) demeyesiniz diye..."
Her iki metin
de "Babaların Putperestliği" gerçeğini kabul eder ancak bugünkü
"Zürriyet"in (Zera) kendi iradesiyle yeni bir söz (Misak) vermesini
şart koşar.
2. Soru ve Cevap:
"Nahnü Şühûd"
Kur'an'daki
"Elestü bi-rabbiküm" sorusuna verilen cevap ile Tevrat'taki halkın
cevabı dilbilimsel olarak eşittir:
Kur’an (7:172) Kâlû:
Belâ, Şehidnâ (قَالُوا بَلٰی شَهِدْنَا)
"Evet, şahit olduk" dediler.
Tevrat (Yeşu 24:22) Vayomerû: Edîm (ויאמרו עדים)
/ Nahnü Şühûd (نَحْنُ شُهُودٌ) "Biz
tanığız" dediler.
Hukuki İhtar: Her iki metin de bu sözleşmenin
amacını; "Gelecekte 'haberimiz yoktu' (Gâfilîn / غَافِلٖينَ) dememeniz içindir" diyerek rasyonel
bir temele oturtur.
Sözleşmenin imza anı, her iki dilde de
"şahitlik" (Ş-H-D) kavramı üzerine bina edilmiştir.
Kur'an'daki "Şehidnâ", Yeşu'nun
halkının hep bir ağızdan verdiği hukuki cevabın (Nahnü Şühûd) Arapça
tercümesidir. Bu, metafizik bir ruh hali değil, bir oylama ve irade beyanıdır.
III.
Bölüm: Bel’am
Sözleşme akışının hemen ardından Kur'an,
ayetlerden "sıyrılıp çıkan" birinden bahseder. Bu, Yeşu 24:9-10'da
zikredilen Beor oğlu Bel’am (Balaam)’dır.
Kur’an (Araf 175-176): "Fe'nsaleha minhâ..." (Ayetlerden yılanın derisinden sıyrılması gibi sıyrıldı.) ayetleri terk etmiş, dili dışarıda soluyan bir köpek (الْكَلْبِ) örneklemesi ile kendisinden bahsedilmiştir.
Tevrat (Yeşu 13:22 / 24:9): Bel’am, Tanrı’nın
iradesini ve misakı bildiği halde Kral Balak’ın altınları için bu bilgiden
sıyrılmaya çalışmış, ancak kendi eşeği ve vicdanı tarafından durdurulmuştur.
IV.
Kronolojik Akış Şeması
Horev/Ebal Tecrübesi (Dağ): Yasaya itaat
zorunluluğunun fiziksel ve manevi ağırlığı.
Şekem Meclisi (Misak): Nesiller arası
(zürriyet) hukuki bağlılığın tescili.
Hafıza ve Tanıklık (Şehadet):
"Unutuşa" yer bırakmayacak şekilde taşın ve vicdanın şahit tutulması.
Her
iki metin de aynı rasyonel sırayı takip eder:
Dağ (Baskı): Araf 171'deki "Dağın
kaldırılması" (Cebel), Yeşu'nun Ebal ve Gerizim dağları arasında yasayı
okumasıyla başlar. Sözleşme bir ciddiyet zeminine oturur.
Misak (Sözleşme): Araf 172-173'teki toplu
şahitlik, Yeşu 24'teki Şekem meclisidir.
Bel’am: Araf 175-176'da misaktan sıyrılan
adam, Yeşu 24:9-10'daki Beor oğlu Bel’am’dır.
Sonuç
Araf Suresi'ndeki "Bezm-i Elest"
anlatısı; ne zaman yapıldığı belli olmayan bir “ruhlar toplantısı”
değil, Yeşu’nun Şekem’de kurallaştırdığı, Yahudi tefsir geleneğinde (Baraita,
Shevuot 39a) "Sina'da olmayanların da dahil edildiği" kabul edilen o
somut Tarihsel Misak'ın Kur'an'daki yüksek edebi ve hukuki özetidir. İnsan,
"atamız öyle yaptı" (7:173) diyerek bu tarihsel ve rasyonel
sorumluluktan kaçamaz.
[1] Lethe,
Yunan mitolojisi'nde yeraltı dünyasında (Hades) akan nehirlerden biri. Bu
nehrin suyundan içen gölgeler (ölülerin ruhları) dünyada yaşamış oldukları
geçmiş fâni hayatlarına dair her şeyi unuturlardı.
Klasik
Yunanca'da lethe (λήθη) kelimesi kelimenin tam anlamıyla "unutkanlık" veya "gizleme"
anlamına gelir. Yunanca
"hakikat" anlamına gelen aletheia (ἀλήθεια ) kelimesiyle
bağlantılıdır
Tanrıça
Lethe, Çin Mitolojisinin tanrıçası Meng Po'ya benzetilmiştir; o, ölü ruhlara
çorba sunmak için Unutkanlık Köprüsü'nde bekler ve onlar reenkarne olmadan önce
hafızalarını silebilir.
Eflatun'un
anlattığı "kozmo-genesis"e göre, "psukhe",
"demiourgos" tarafindan "yaratılır". Bu "yaratış
(poiesis)", "psukhe" itibariyle, "ilk doğuş"tur.
Bilahare,
bazı "psukhe"ler, "uçucu" vasıflarını kaybederek
"dünya'ya düşer"; yani, "dünya'da, beden'e bağlanarak
doğar".
[2] Yeşu, “Bunun için RAB'den korkun, içtenlik ve bağlılıkla O'na kulluk edin” diye devam etti,” Atalarınızın (آبَاؤُكُمْ/אבותיכם) Fırat Irmağı'nın ötesinde ve Mısır'da kulluk ettikleri
ilahları atın, RAB'be kulluk edin (14). İçinizden
RAB'be kulluk etmek gelmiyorsa, atalarınızın (אבותיכם/آبَاؤُكُمُ) Fırat
Irmağı'nın ötesinde kulluk ettikleri ilahlara mı, yoksa topraklarında
yaşadığınız Amorlular'ın ilahlarına mı kulluk edeceksiniz, bugün karar verin. Ben ve ev halkım RAB'be kulluk edeceğiz.” (15). Halk (העם), “RAB'bi bırakıp başka ilahlara kulluk etmek bizden uzak
olsun!”
diye karşılık verdi, (16). “Çünkü
bizi ve atalarımızı (وَآبَاءَنَ/אבותינו) Mısır'da kölelikten kurtarıp
oradan çıkaran, gözümüzün önünde o büyük mucizeleri yaratan, bütün yolculuğumuz
ve uluslar arasından geçişimiz boyunca bizi koruyan Tanrımız RAB'dir (17). RAB bu ülkede yaşayan bütün ulusları, yani Amorlular'ı önümüzden
kovdu. Biz de O'na kulluk edeceğiz. Çünkü Tanrımız
O'dur.” (18). Yeşu, “Ama sizler RAB'be kulluk
edemeyeceksiniz” dedi, "Çünkü O kutsal bir Tanrı'dır, kıskanç bir Tanrı'dır.
Günahlarınızı, suçlarınızı bağışlamayacak (19). RAB'bi
bırakıp yabancı ilahlara kulluk ederseniz, RAB daha önce size iyilik etmişken,
bu kez size karşı döner, sizi felakete uğratıp yok eder." (20).
“وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ”,
“فَقَالَ يَشُوعُ لِلشَّعْبِ: «أَنْتُمْ شُهُودٌ عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَنَّكُمْ قَدِ اخْتَرْتُمْ لأَنْفُسِكُمُ الرَّبَّ لِتَعْبُدُوهُ». فَقَالُوا: «نَحْنُ شُهُودٌ»” (ASVD).
“ויאמר יהושׁע אל־העם עדים אתם בכם כי־אתם בחרתם לכם את־יהוה לעבד אותו ויאמרו עדים”
Halk (העם), “Hayır! RAB'be kulluk edeceğiz” diye karşılık verdi (21). O zaman Yeşu halka (העם), “Kulluk etmek üzere RAB'bi seçtiğinize siz kendiniz tanıksınız (עדים)” dedi. “Evet, biz tanığız” dediler (22). “Öyleyse şimdi aranızdaki yabancı ilahları atın. Yüreğinizi İsrail'in Tanrısı RAB'be verin” dedi (23). Halk (העם), “Tanrımız RAB'be kulluk edip O'nun sözünü dinleyeceğiz” diye karşılık verdi (24).
Antlaşma: (ברית), (عَهْداً)
“ויכרת יהושׁע ברית לעם ביום ההוא וישׂם לו חק ומשׁפט בשׁכם”
“وَقَطَعَ يَشُوعُ عَهْداً لِلشَّعْبِ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ وَجَعَلَ لَهُمْ فَرِيضَةً وَحُكْماً فِي شَكِيمَ.”
Yeşu o gün Şekem'de halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi (25). Bunları Tanrı'nın Yasa Kitabı'na da geçirdi. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RAB'bin Tapınağı'nın yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti (26). Ardından bütün halka (כל העם), “İşte taş bize tanık olsun (בנו לעדה)” dedi, “Çünkü RAB'bin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınız'ı inkâr ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek (בכם לעדה).” (27). Bundan sonra Yeşu halkı (העם) mülk aldıkları topraklara gönderdi (28).” (Tevrât, Yeşu: 24:1-28).
[3] Üstelik
ayette, ruhların alındığı veya ruhların konuşturulduğu değil, Âdem oğullarının
bellerinden ‘zürriyetlerinin’ alındığı söylenir. Zürriyet, kişinin çocuğu ve
soyu demektir. Onun için ruhlar tezi tamamen geçersiz bir tezdir. Zaten ayette
Adem’den değil, Adem oğullarından, yani nesilden söz edilmektedir. Üstelik
ayette geçen “min beni âdeme min zuhurihim”(Âdem oğullarının arkalarından)
ifadeleri çoğul iken, rivayetlerde tekil olarak
Âdem’in sırtının sıvazlanması bu rivayetlerin doğru olmadığını gösteren başka bir
çelişkidir
[4] "Zemahşerî
ve Razi gibi müfessirlerin 'neden hatırlamıyoruz?' sorusuna verdikleri
'temsilî' cevaplar, aslında Tevrat’ın Yeşu bölümündeki protokol metinlerinin
eksikliğinden doğan bir boşluktur. Kur'an, bu ayetle gizemli bir ruhlar
aleminden değil, Ehl-i Kitab'ın kendi tarihindeki en somut 'imza anı'ndan
bahsetmektedir. Kişi bu anı 'ruhen' değil, 'tarihen ve hukuken' hatırlar; çünkü
verilen söz, babadan oğula (zürriyete) devreden kolektif bir borçtur."
[5] Dilciler
‘min zuhurihim’ kısmının, parçanın tümden bedeli (bedelu’l-ba’di mine’l-külli)
olarak ‘min beni âdeme’den bedel olduğunu söylerler. Böyle olunca “min benî
âdeme” ifadesi, pekâla geçmişte bir
zaman diliminde ortaya çıkmış “bir kısım insanların bellerinden” şeklinde
anlaşılıp çevrilebilir. Dilbilgisi açısından buna bir engel yoktur.
[6] “قَوْلُهُ
تَعَالَى:" مِنْ ظُهُورِهِمْ" بَدَلُ اشْتِمَالٍ مِنْ قَوْلِهِ" مِنْ
بَنِي آدَمَ". وَأَلْفَاظُ الْآيَةِ تَقْتَضِي أَنَّ الْأَخْذَ إِنَّمَا
كَانَ مِنْ بَنِي آدَمَ، وَلَيْسَ لِآدَمَ فِي الْآيَةِ ذِكْرٌ بِحَسَبِ
اللَّفْظِ وَوَجْهُ النَّظْمِ عَلَى
هَذَا: وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ ظُهُورِ بَنِي آدَمَ ذُرِّيَّتَهُمْ” Yüce Allah'ın: “Onların sırtlarından”
kelimesi, yüce Allah'ın: “Âdem oğullarıdan” bedelu’l-İştimal'dir. Âyetin
lafızları zürriyet almanın Adem oğullarından olmasını gerektirmektedir. Çünkü
lafız itibariyle Adem'den söz edilmemektedir. Buna göre bu söz dizisinin
açıklaması şöyle olur: Hani Rabbin Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini
almıştı (Kurtubî).